Ömer Dinçer her yıl iki defa yapılan özür grubu tayinlerinin bu yıl bire düşürülmesi ile ilgili eleştirilere cevap vermiş. Olaya öğretmen perspektifinden değil eğitim perspektifinden bakılması gerektiğini söylemiş.
Açıklamalarına devam eden Dinçer soruyor: “Çocukların eğitime başladığı bir dönemde, tam eğitim döneminin ortasında öğretmenlerinin bir başka yere gitmesini ister misiniz? Burada öğrencinin psikolojisini hiç kimse düşünüyor mu? Öğretmen bir kişi ama bırakıp gittiği o sınıf 30-35 kişi. O çocuklar ne olacak? Böyle bir ortamda eğitimin kalitesinden bahsetmek mümkün mü?
Ve ekliyor: “Öğretmenlik ve fedakarlık dediğiniz şey özellikle burada ortaya çıkıyor. 6 ay daha bir öğretmenin eşinden ayrı kalması onun hayatında sadece 6 aydır. Ama terk edip gittiği onlarca çocuğun ömür boyunca eğitimi boyunca etkileneceği bir sonuç yaratmaya sebebiyet verecek bir durumdur bu”.
Buyurun şimdi bu açıklamaları beraberce aklın ve vicdanın terazisinde tartalım:
“Temel Hak ve Hürriyet Anlayışları”nda Tabii Haklara ilişkin bir değerlendirme vardır. Bu tema çerçevesinde bilinir ki “İnsanın sahip olduğu haklar devletten önce gelir.” Bu demek oluyor ki birey hukuku kamu hukukundan önce gelir.
Öğretimin yöneticisi olarak öğretmenin görevi ise, belirlenen öğrenme hedefleri doğrultusunda, öğrenci ve öğrenme süreci özelliklerine uygun olarak dışsal olayları seçme, düzenleme, uygulama ve denetlemedir. Olaya öğretmen perspektifinden değil eğitim perspektifinden bakalım diyen Dinçer, eğitimi öğretmenin yönettiğinin farkında değil gibi görünmektedir.
Bireyin hukuku ve öğretmenin görevi daha sonra dönülmek üzere burada dursun. Şimdi diğer bir cümleye geçelim. “6 ay daha bir öğretmenin eşinden ayrı kalması onun hayatında sadece 6 aydır.” İşte bu nokta Dinçer’in fevkalâde yanıldığı ve yanılttığı bir noktadır.
Tayin süresi açısından konuya açıklık kazandıralım ilkin. Öğretmenin altı ay eşinden ayrı kalması önemsiz ve değersizleştirilirken gözlerden kaçırılan nokta bu ayrı kalma süresinin (olayın da içinde olanlar bilir) toplamda iki yıla ulaşmasıdır. Öğretmenin eşinden ve çocuklarından iki yıl ayrı kalmasının ne büyük sonuçlara sebep olacağına tekrar dönülecektir.
Sayın Dinçer’in yanıldığı ve yanılttığı diğer nokta; öğretmenin bir kişi ama bırakıp gittiği sınıfın 30-35 kişi olması nedeniyle altı ay daha beklemesinin uygun görülmesi. Öncelikle bırakıp gitme denilen şey nedir? Öğretmen nereye gitmektedir? Neden gitmektedir? Gitmesi gereken birinin bir takım kanunsuzluklarla bekletilmesi kalanlara ne fayda sağlayacaktır?
Bir öğretmeni iki yıl eşinden ve çocuklarından ayrı bırakmak öncelikle tabii haklarına aykırıdır. Toplumun temel taşını oluşturan aile müessesine vurulmuş ağır bir darbedir. Birbirini iki yıl boyunca belirsiz aralıklarla görecek olan eşler aile hukukunun zorunlu kıldığı bir takım ödevleri nasıl sağlayacaktır?
Bir eş düşünün çocuğuyla beraber ya da hamile ve yahut yeni doğum yapmış ve hayatın zorlukları karşısında tek başına mücadele veriyor. Bir evlat düşünün ki anne babasına en çok ihtiyacının olduğu bir dönemde ebeveyn sevgisinden ayrı büyümüş. Bu çocuğun anne babasından ayrı kalması nedeniyle ruhunda oluşacak yoksunluk hangi ilaçla tedavi edilebilir?
Bu tayinin adı zaten mazeret tayinidir. Yani bir ihtiyaçtan hasıl olmaktadır. Evli bayanın, öğretmen olan eşinden ayrı kalması ile yaşayacağı zorlukları, bir evladın öğretmen olan babasından ayrı kalması nedeniyle ruhunda oluşacak babasızlık duygusunu; 30 öğrencinin öğretmensizlik nedeniyle yaşayacağı şeylerle karşılaştırma konusu yapılması ilgili kişilerin aile hayatına karşı saygısızlıktır.
Öğrenci, öğretmensiz kalıyorsa bu MEB’nın tayin konusundaki yanlış uygulamalarından kaynaklanmaktadır. Mazeret durumundan tayin isteyen öğretmenin yerine başka bir öğretmen atayabilirsiniz. Bunun çözümü bu kadar basittir.
Eğitimin kalitesi göz önünde bulundurularak öğretmenin mazeret tayinine engel olunduğunda, öğretmenin altı ay evinden eşinden ve çocuklarından ayrı kalabileceği nasıl düşünülebilir? Öğretmenin nelere ve nasıl zorlandığı da toplumun takdirine maruzdur artık.
Daha açık nasıl söylenir bilmiyorum, Sayın Dinçer’in, eşinden ve çocuğundan ayrı öğretmenden, başarılı bir eğitim beklemesi, aile hayatına ilişkin bilgileri hakkında beni şüpheye düşürmektedir.
Evlilikten doğan mahrem olaylar, psikolojik ihtiyaçlar, sadece eşlerle anlamlı ilişkiler engellendiğinde ve ertelendiğinde hangi bireyin görevinde başarılı olması beklenir? Peki siz burada eşlerin ve çocukların psikolojisini düşünüyor musunuz? Umut bağladıkları eğitimin yapılmadığı yaz dinlenme vakti de Dinçer’in gözüne batmakta mâlesef.
Fedakarlık konuları da genelde birileri üzerine düşen görevi yapmadığında veya yapamadığında gündeme gelmekte ve ziyadesiyle çarpıtılmakta. Öğretmenin yapacağı fedakarlık evinden, eşinden, çocuklarından, maaşından ve ek dersinden yapacağı fedakarlık değildir.
Öğretmenin fedakarlığı tüm öğrencilerinin öğrenme sürelerini ve tiplerini belirleyip onları inkişaf ettirmek için sabırla gayretle titizlikle çalışmasıdır. Öğretmenin fedakarlığı eğitimle ilgili bir alana hasredilmiştir bunu özlük haklarından vazgeçmek olarak değerlendirmek ve bunun üzerine bir şeyleri bina etmeye çalışmak fedakarlık gibi ulvi bir değeri sonuna kadar sömürmektir.
Sayın Başbakanın aşıkları ayırmanın ne büyük bir felâket olduğunu bilmiyor musun? diyerek Almanlara yüklendiği vakitte anlaşılan o ki Milli Eğitimde herkes çalışıyormuş.
Değerli okurlarım, umarım “Her şey yeterli olsun” sizler için …
Sağlıcakla kalın …
M. Mustafa BAYRAKTAR