Değerli okurlarım,
Dersimle ilgili bazı sorulara cevap aramak için yazdığım bu yazıyı yayınlamaktan vazgeçtiğimde 2000’li yılların daha on üçüncüsü takvimlere düşmemişti. Aradan geçen zamana rağmen birbiriyle ilişkili olaylar zinciri bu konuyu diğer bazı konularla beraber ele almayı gerekli kıldı.
Dersim
Dersim, 33 Kurşun, İstiklal Mahkemeleri, Ergenekon, Balyoz, İnternet Andıcı, İhtilaller, Devrimler, Uludere vb. olaylar her ne kadar birbirinden bağımsız gibi görünse de aslında aynı mecrada akan olaylar. Bu çerçevede, demokratik bilincin gelişmesi yaşanılan bazı olaylarla yüzleşmeyi zorunlu kılmakta.
Bakınız! Tarihi seyri içerisinde Alevilerin Cumhuriyet’i coşkuyla karşıladıkları resmedilmiş olmasa da bu bilinmeyen değil. Ama Cumhuriyetten umduklarını bulamadıkları açık. Çünkü tekke ve zaviyelerin kapatılması ayrıca dede, pir, seyit, çelebi, baba, derviş, muhasip ve talip gibi kavramların yasaklanması Alevilik inancının hayatiyet bulmasını engellemiştir. Devletin ötekileştirmesi ile beraber yaşanan Dersim 38, kimisi için katliam kimisi içinde isyan bastırma olarak değerlendirilmiştir.
Bu değerlendirmeleri Uludere ile beraber ele almak üzere bir kenara bırakırken şu noktalara dikkat çekmek istiyorum. Aleviler mağduru oldukları sistemin neden ve nasıl muhafızı haline geldiler? Alevilerin asıl korkması gereken kesimin Sünni çoğunluk olduğu hafızalara nasıl kazındı? Bu algının oluşmasında ve derinleşmesinde Sünnilerin ne gibi hataları oldu?
Uludere
Bu sorular içinde düşünürken F-16 savaş uçakları, insansız Hava Araçları’ndan gelen görüntüler üzerine PKK’lı sandıkları Irak’tan kaçak mazot getiren vatandaşları bombaladı. 35 kişinin engellenmemiş ölümü nasırımıza bastı ve pek çok konu gündeme geldi. Derin devlet refleksi, izin verilmiş kaçakçılık, siyasi iradenin sorumluluğu, istihbarat paylaşımı, özür dileme, Kürt halkı, inkar, imha ve asimilasyon politikası vs.
Olayın bu kadar çabuk siyasallaşması sizi de şaşırtmadı mı? Her operasyon istihbaratla başlar fakat yanılmamak için erken karar vermemek lazım. Hükümetin açıklama yapma konusunda geç kalması insanların zihninde soru işaretleri oluşturmuştur fakat bu, meşruluk zeminini hazırlamak olarak görülmemeli. Çünkü açık yüreklilikle bu olayın sonuna kadar aydınlatılacağına dair kararlılık ifade edilmiştir. Hasır altına süpürülmüş sorulara ve üstü kapatılmış konulara bakarak değerlendirme yapanlar şu sorunun cevabını verebilmeli: Bunun hesabını soracak bir hükümet var mı yok mu?
Borular ve Kağıt Parçaları
İnternet Andıcı davası ile ilgili şüpheli sıfatıyla verdiği ifadenin ardından mahkemeye sevk edilen eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ tutuklandı. Başbuğ, tutuklama kararı sonrası sağlık kontrolü için adliyeden çıkartılırken yaptığı kısa açıklamada, “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 26. Genelkurmay Başkanı, silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek suçlamasıyla tutuklanmıştır. Taktir yüce Türk milletinindir” dedi.
İş bu noktalara gelmeden önce Başbuğ, Türkiye’deki değişimi kavrayamamış ve orduyu da buna adapte edememiştir. Askeri vesayeti geri getirmeyi seçen Başbuğ, her fırsatta Ordunun bu ülkenin kurucu unsuru olmasını öne çıkarmış ve siyasete yön vermeye çalışmıştır. İçeri girerken de kavrayamadığı şey, kağıt parçaları ve borularla kamuoyu vicdanında mahkum olduğu ve Yüce millet takdir ettiği için tutuklandığıdır.
Emekli bir Genelkurmay başkanının silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek suçlamasıyla tutuklanması bünyesine ağır gelenlere sormak istiyorum: Bir ülkenin seçilmiş hükümetinin darbe ile indirilmesi, indirilmeye teşebbüs edilmesi size bundan daha mı hafif geliyor?
Demokrasiyi derinleştirme sızıları yaşayanlar, hukukun dokunamadığı kimsenin olmadığını ve olamayacağını bilmeliler. Şimdi üzerinde düşünülmesi gereken şey ise: Demokrasiye doğru yürüyen ülkenin ordusu nasıl olmalıdır?
Yaşanan her olay, hür ve eşitlikçi Anayasa’ya ne kadar ihtiyacımız olduğunu bir kez daha göstermektedir. Bu nedenle Meclisteki tanıdıklarımızı motive etmeye devam edelim. 2012 Anayasa’ya dair umutlarımızın boşa çıkmadığı bir yıl olsun.
Sağduyu, sevgi, nezaket, bilim ve aklın, öfke ve cehalete üstün gelmesi dileğiyle …
Sağlıcakla kalınız …
M. Mustafa BAYRAKTAR